Depremin Devamı Gelir mi? Asıl Mesele “Olacak mı?” Değil, “Ne Kadar Hazırlıklıyız?”
Bir deprem yaşandıktan sonra insanın aklına gelen ilk sorulardan biri şu oluyor: “Acaba devamı gelecek mi?” Özellikle gece meydana gelen bir sarsıntının ardından telefon ekranında art arda deprem bildirimleri görünce insan ister istemez her küçük titreşimde yeniden irkiliyor. Bir yandan “Bu normal bir artçı mı?” diye düşünürken diğer yandan “Ya daha büyüğü olursa?” korkusu ortaya çıkıyor.
Bence burada en önemli ayrımı en başta yapmak gerekiyor: Depremlerin devam etmesi ile daha büyük bir depremin meydana gelmesi aynı şey değil. Büyük bir depremin ardından artçıların görülmesi son derece olağan. Fakat belirli bir depremin kesin olarak “son deprem” olduğunu söylemek de mümkün değil.
Bilim insanlarının bugün yapabildiği şey, depremin gününü ve saatini önceden söylemek değil; mevcut deprem dizisinin davranışına bakarak olasılıkları hesaplamak. Örneğin USGS, dünya genelindeki depremler açısından, meydana gelen bir depremin yakınında ve takip eden bir hafta içinde daha büyük bir deprem yaşanma olasılığının kabaca yüzde 5 civarında olduğunu belirtiyor. Bu, “yüzde 95 kesinlikle hiçbir şey olmayacak” anlamına da gelmiyor; yalnızca belirli bir istatistiksel çerçeveyi anlatıyor.
USGS
+1
Artçı Deprem Neden Oluyor?
Bir fay kırıldığında aslında yerin altında çok büyük bir gerilim düzeni değişiyor. Fayın bir bölümü hareket ediyor, çevresindeki kayaçların maruz kaldığı stres yeniden dağılıyor. Bu nedenle ana kırılmanın çevresindeki bazı bölgeler yeni depremler üretmeye daha yatkın hale gelebiliyor.
Artçı dediğimiz depremler de büyük ölçüde bu yeniden dengelenme sürecinin sonucu.
Buradaki “artçı” kelimesi bazen yanlış anlaşılabiliyor. Artçı, mutlaka birkaç saat sonra olacak küçük bir titreşim demek değil. Büyük depremlerin ardından artçılar günler, haftalar, aylar ve bazı durumlarda daha uzun süre devam edebiliyor. Zaman ilerledikçe genel olarak sıklıkları azalıyor. USGS'nin aktardığı istatistiksel modele göre, artçıların oluşma hızı zamanla belirgin biçimde düşüyor; ancak depremlerin büyüklükleri sırf zaman geçti diye otomatik olarak küçülmüyor.
Deprem Bilgi Sistemi
+1
Bu ayrıntı bence çok önemli.
Çünkü halk arasında şöyle bir beklenti oluşabiliyor: “İlk gün 5 büyüklüğünde artçı oldu, sonra 4, sonra 3 oldu; demek ki sıradaki 2 olacak.” Doğada böyle düzenli bir geri sayım yok. Azalan şey esas olarak artçıların görülme sıklığıdır; her yeni artçının mutlaka bir öncekinden küçük olması gerekmez.
Peki Ya Daha Büyük Bir Deprem Olursa?
İşin en zor tarafı tam da burası.
Bir deprem gerçekleştiğinde, o depremin “ana şok” mu yoksa daha sonra meydana gelecek daha büyük bir depremin “öncüsü” mü olduğunu her zaman olay anında bilemeyiz. Bir deprem ancak daha büyük bir deprem meydana gelirse geriye dönük olarak “öncü deprem” şeklinde sınıflandırılabilir.
USGS
Bu nedenle sosyal medyada sıkça gördüğümüz “Bu kesin öncü deprem” veya “Artık büyük deprem geliyor” gibi cümlelere bilimsel açıdan şüpheyle yaklaşmak gerekiyor.
Tarihte gerçekten böyle diziler yaşandı. Örneğin 2019'daki Ridgecrest deprem dizisinde önce M6.4, yaklaşık 34 saat sonra M7.1 büyüklüğündeki deprem meydana geldi. İlk olay daha sonra dizinin öncüsü olarak değerlendirildi. Benzer biçimde 2004 Sumatra depremi gibi büyük olaylarda da çok sayıda farklı büyüklükte deprem aynı tektonik sistem içinde birbirini izledi.
USGS
+1
Türkiye açısından en çarpıcı örneklerden biri ise 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş deprem dizisidir. M7.8 büyüklüğündeki depremi yaklaşık dokuz saat sonra M7.5 büyüklüğündeki çok büyük bir deprem izledi. USGS, büyük depremlerin yaklaşık yirmide birinde ilk hafta içerisinde benzer büyüklükte bir depremin görülebildiğini belirtiyor.
USGS
Bu örnekler bize iki şeyi aynı anda söylüyor: Daha büyük bir deprem ihtimali tamamen yok sayılamaz; fakat tek tek her depremi “daha büyük depremin habercisi” olarak yorumlamak da doğru değildir.
Bilim Neden “Şu Gün Deprem Olacak” Diyemiyor?
Bence deprem tartışmalarındaki en büyük yanlış anlaşılmalardan biri burada ortaya çıkıyor.
Deprem bilimi, “deprem tahmini” ile “deprem olasılığı” arasında çok net bir ayrım yapıyor. Gerçek anlamda bir deprem tahmini; zamanı, yeri ve büyüklüğü belirlemeyi gerektiriyor. Günümüzde bilim insanları bunu güvenilir biçimde önceden yapamıyor. Buna karşılık belirli bir bölgedeki sismik tehlikeyi ve bir depremden sonra artçıların olasılığını istatistiksel modellerle değerlendirebiliyorlar.
USGS
Bu bana hava tahminiyle deprem tahmini arasındaki farkı hatırlatıyor.
Meteorolog “yarın yüzde 70 yağış ihtimali var” dediğinde kimse “Saat 14.37'de şu sokakta kesin yağmur yağacak” diye düşünmüyor. Deprem konusunda ise toplum bazen istatistiksel olasılığı kesin kehanet gibi algılıyor.
Oysa bilimsel yaklaşım daha mütevazı: “Şu senaryonun olasılığı diğerinden daha yüksek.”
Bu belirsizlik aslında bilimin zayıflığı değil, gücüdür. Bilmediği şeyi biliyormuş gibi göstermemesi gerekir.
“Artçıların Sayısı Azalıyorsa Tehlike Bitmiştir” Demek Doğru mu?
Tam olarak değil.
Artçıların zaman içinde azalması beklenen bir durumdur ve genellikle olumlu bir işarettir. Ancak bu, hasarlı binaların güvenli hale geldiği anlamına gelmez. Hatta burada deprem sonrası riskin başka bir boyutu devreye giriyor.
Depremden sonra hasar almış bir bina ilk deprem sırasında tamamen yıkılmamış olabilir. Fakat taşıyıcı sistem elemanlarında oluşan hasar, binanın sonraki sarsıntılara karşı dayanımını azaltmış olabilir. Dolayısıyla nispeten küçük bir artçı bile zaten ciddi şekilde hasar görmüş bir yapı için önemli sonuçlar doğurabilir.
USGS de artçıların çoğunlukla ana şoktan daha küçük olmasına rağmen yine de hasar verici ve ölümcül olabileceğini özellikle vurguluyor.
Deprem Bilgi Sistemi
Buradan çıkarılacak sonuç bana göre çok net: “Artçı küçük, o halde binaya girebiliriz” şeklinde bir mantık kurulamaz.
Bina güvenliği, depremin büyüklüğünden ayrı bir konudur.
Türkiye'de Neden Bu Soru Daha Büyük Bir Anlam Taşıyor?
Türkiye'de “devamı gelir mi?” sorusunun yalnızca jeolojik bir soru olmadığını düşünüyorum.
Bu aynı zamanda şehircilik, ekonomi, kültür, psikoloji, mühendislik ve hatta sosyal dayanışma sorusu.
Çünkü aynı büyüklükteki iki deprem iki farklı şehirde meydana geldiğinde sonuçların aynı olması gerekmiyor. Yapı kalitesi, zemin koşulları, nüfus yoğunluğu, yapıların yaşı, denetim sistemi, ulaşım altyapısı ve insanların hazırlık düzeyi sonucu değiştirebiliyor.
Burada depremi yalnızca “doğal afet” olarak değerlendirmek eksik kalıyor. Depremin kendisi doğal bir jeolojik olay olabilir; felaketin boyutunu ise toplumun kırılganlığı büyük ölçüde belirliyor.
Bu yüzden “Deprem olacak mı?” sorusunun yanında “Bizim binamız ne durumda?”, “Toplanma alanımız nerede?”, “Ailem birbirine ulaşamazsa ne yapacak?” gibi soruların da sorulması gerekiyor.
Kadınların ve Erkeklerin Depreme Bakışı Farklı mı?
Burada dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler böyle düşünür, kadınlar şöyle düşünür” şeklinde kesin toplumsal kalıplar bilimsel açıdan doğru değil. İnsanların deprem karşısındaki tepkileri cinsiyetten çok kişisel deneyim, yaş, eğitim, aile sorumlulukları, meslek, travmatik geçmiş ve sosyal çevre gibi birçok faktörden etkilenebilir.
Bir deprem yaşandıktan sonra insanın aklına gelen ilk sorulardan biri şu oluyor: “Acaba devamı gelecek mi?” Özellikle gece meydana gelen bir sarsıntının ardından telefon ekranında art arda deprem bildirimleri görünce insan ister istemez her küçük titreşimde yeniden irkiliyor. Bir yandan “Bu normal bir artçı mı?” diye düşünürken diğer yandan “Ya daha büyüğü olursa?” korkusu ortaya çıkıyor.
Bence burada en önemli ayrımı en başta yapmak gerekiyor: Depremlerin devam etmesi ile daha büyük bir depremin meydana gelmesi aynı şey değil. Büyük bir depremin ardından artçıların görülmesi son derece olağan. Fakat belirli bir depremin kesin olarak “son deprem” olduğunu söylemek de mümkün değil.
Bilim insanlarının bugün yapabildiği şey, depremin gününü ve saatini önceden söylemek değil; mevcut deprem dizisinin davranışına bakarak olasılıkları hesaplamak. Örneğin USGS, dünya genelindeki depremler açısından, meydana gelen bir depremin yakınında ve takip eden bir hafta içinde daha büyük bir deprem yaşanma olasılığının kabaca yüzde 5 civarında olduğunu belirtiyor. Bu, “yüzde 95 kesinlikle hiçbir şey olmayacak” anlamına da gelmiyor; yalnızca belirli bir istatistiksel çerçeveyi anlatıyor.
USGS
+1
Artçı Deprem Neden Oluyor?
Bir fay kırıldığında aslında yerin altında çok büyük bir gerilim düzeni değişiyor. Fayın bir bölümü hareket ediyor, çevresindeki kayaçların maruz kaldığı stres yeniden dağılıyor. Bu nedenle ana kırılmanın çevresindeki bazı bölgeler yeni depremler üretmeye daha yatkın hale gelebiliyor.
Artçı dediğimiz depremler de büyük ölçüde bu yeniden dengelenme sürecinin sonucu.
Buradaki “artçı” kelimesi bazen yanlış anlaşılabiliyor. Artçı, mutlaka birkaç saat sonra olacak küçük bir titreşim demek değil. Büyük depremlerin ardından artçılar günler, haftalar, aylar ve bazı durumlarda daha uzun süre devam edebiliyor. Zaman ilerledikçe genel olarak sıklıkları azalıyor. USGS'nin aktardığı istatistiksel modele göre, artçıların oluşma hızı zamanla belirgin biçimde düşüyor; ancak depremlerin büyüklükleri sırf zaman geçti diye otomatik olarak küçülmüyor.
Deprem Bilgi Sistemi
+1
Bu ayrıntı bence çok önemli.
Çünkü halk arasında şöyle bir beklenti oluşabiliyor: “İlk gün 5 büyüklüğünde artçı oldu, sonra 4, sonra 3 oldu; demek ki sıradaki 2 olacak.” Doğada böyle düzenli bir geri sayım yok. Azalan şey esas olarak artçıların görülme sıklığıdır; her yeni artçının mutlaka bir öncekinden küçük olması gerekmez.
Peki Ya Daha Büyük Bir Deprem Olursa?
İşin en zor tarafı tam da burası.
Bir deprem gerçekleştiğinde, o depremin “ana şok” mu yoksa daha sonra meydana gelecek daha büyük bir depremin “öncüsü” mü olduğunu her zaman olay anında bilemeyiz. Bir deprem ancak daha büyük bir deprem meydana gelirse geriye dönük olarak “öncü deprem” şeklinde sınıflandırılabilir.
USGS
Bu nedenle sosyal medyada sıkça gördüğümüz “Bu kesin öncü deprem” veya “Artık büyük deprem geliyor” gibi cümlelere bilimsel açıdan şüpheyle yaklaşmak gerekiyor.
Tarihte gerçekten böyle diziler yaşandı. Örneğin 2019'daki Ridgecrest deprem dizisinde önce M6.4, yaklaşık 34 saat sonra M7.1 büyüklüğündeki deprem meydana geldi. İlk olay daha sonra dizinin öncüsü olarak değerlendirildi. Benzer biçimde 2004 Sumatra depremi gibi büyük olaylarda da çok sayıda farklı büyüklükte deprem aynı tektonik sistem içinde birbirini izledi.
USGS
+1
Türkiye açısından en çarpıcı örneklerden biri ise 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş deprem dizisidir. M7.8 büyüklüğündeki depremi yaklaşık dokuz saat sonra M7.5 büyüklüğündeki çok büyük bir deprem izledi. USGS, büyük depremlerin yaklaşık yirmide birinde ilk hafta içerisinde benzer büyüklükte bir depremin görülebildiğini belirtiyor.
USGS
Bu örnekler bize iki şeyi aynı anda söylüyor: Daha büyük bir deprem ihtimali tamamen yok sayılamaz; fakat tek tek her depremi “daha büyük depremin habercisi” olarak yorumlamak da doğru değildir.
Bilim Neden “Şu Gün Deprem Olacak” Diyemiyor?
Bence deprem tartışmalarındaki en büyük yanlış anlaşılmalardan biri burada ortaya çıkıyor.
Deprem bilimi, “deprem tahmini” ile “deprem olasılığı” arasında çok net bir ayrım yapıyor. Gerçek anlamda bir deprem tahmini; zamanı, yeri ve büyüklüğü belirlemeyi gerektiriyor. Günümüzde bilim insanları bunu güvenilir biçimde önceden yapamıyor. Buna karşılık belirli bir bölgedeki sismik tehlikeyi ve bir depremden sonra artçıların olasılığını istatistiksel modellerle değerlendirebiliyorlar.
USGS
Bu bana hava tahminiyle deprem tahmini arasındaki farkı hatırlatıyor.
Meteorolog “yarın yüzde 70 yağış ihtimali var” dediğinde kimse “Saat 14.37'de şu sokakta kesin yağmur yağacak” diye düşünmüyor. Deprem konusunda ise toplum bazen istatistiksel olasılığı kesin kehanet gibi algılıyor.
Oysa bilimsel yaklaşım daha mütevazı: “Şu senaryonun olasılığı diğerinden daha yüksek.”
Bu belirsizlik aslında bilimin zayıflığı değil, gücüdür. Bilmediği şeyi biliyormuş gibi göstermemesi gerekir.
“Artçıların Sayısı Azalıyorsa Tehlike Bitmiştir” Demek Doğru mu?
Tam olarak değil.
Artçıların zaman içinde azalması beklenen bir durumdur ve genellikle olumlu bir işarettir. Ancak bu, hasarlı binaların güvenli hale geldiği anlamına gelmez. Hatta burada deprem sonrası riskin başka bir boyutu devreye giriyor.
Depremden sonra hasar almış bir bina ilk deprem sırasında tamamen yıkılmamış olabilir. Fakat taşıyıcı sistem elemanlarında oluşan hasar, binanın sonraki sarsıntılara karşı dayanımını azaltmış olabilir. Dolayısıyla nispeten küçük bir artçı bile zaten ciddi şekilde hasar görmüş bir yapı için önemli sonuçlar doğurabilir.
USGS de artçıların çoğunlukla ana şoktan daha küçük olmasına rağmen yine de hasar verici ve ölümcül olabileceğini özellikle vurguluyor.
Deprem Bilgi Sistemi
Buradan çıkarılacak sonuç bana göre çok net: “Artçı küçük, o halde binaya girebiliriz” şeklinde bir mantık kurulamaz.
Bina güvenliği, depremin büyüklüğünden ayrı bir konudur.
Türkiye'de Neden Bu Soru Daha Büyük Bir Anlam Taşıyor?
Türkiye'de “devamı gelir mi?” sorusunun yalnızca jeolojik bir soru olmadığını düşünüyorum.
Bu aynı zamanda şehircilik, ekonomi, kültür, psikoloji, mühendislik ve hatta sosyal dayanışma sorusu.
Çünkü aynı büyüklükteki iki deprem iki farklı şehirde meydana geldiğinde sonuçların aynı olması gerekmiyor. Yapı kalitesi, zemin koşulları, nüfus yoğunluğu, yapıların yaşı, denetim sistemi, ulaşım altyapısı ve insanların hazırlık düzeyi sonucu değiştirebiliyor.
Burada depremi yalnızca “doğal afet” olarak değerlendirmek eksik kalıyor. Depremin kendisi doğal bir jeolojik olay olabilir; felaketin boyutunu ise toplumun kırılganlığı büyük ölçüde belirliyor.
Bu yüzden “Deprem olacak mı?” sorusunun yanında “Bizim binamız ne durumda?”, “Toplanma alanımız nerede?”, “Ailem birbirine ulaşamazsa ne yapacak?” gibi soruların da sorulması gerekiyor.
Kadınların ve Erkeklerin Depreme Bakışı Farklı mı?
Burada dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler böyle düşünür, kadınlar şöyle düşünür” şeklinde kesin toplumsal kalıplar bilimsel açıdan doğru değil. İnsanların deprem karşısındaki tepkileri cinsiyetten çok kişisel deneyim, yaş, eğitim, aile sorumlulukları, meslek, travmatik geçmiş ve sosyal çevre gibi birçok faktörden etkilenebilir.