Gerileme Dönemi Padişahı Kimdir? Tek Bir Padişahla Açıklanamayacak Kadar Karmaşık Bir Dönem
Osmanlı tarihini biraz kurcalayan herkesin bir noktada karşısına çıkan sorulardan biri şu: “Gerileme Dönemi padişahı kimdir?” İlk bakışta bunun tek kelimelik bir cevabı varmış gibi duruyor. Oysa konuya biraz yakından bakınca işin hiç de öyle olmadığı görülüyor. Çünkü Osmanlı tarihindeki “Gerileme Dönemi”, tek bir padişahın dönemini değil, uzun bir zaman aralığını ifade ediyor.
Türkiye’de özellikle okul tarih anlatısında kullanılan klasik sınıflandırmaya göre Osmanlı Devleti’nin Gerileme Dönemi 1699 Karlofça Antlaşması ile başlayıp 1792 Yaş Antlaşması’na kadar uzanır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın tarih materyalinde bu dönem içerisinde II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman, III. Mustafa, I. Abdülhamid ve III. Selim yer alır. MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri
Dolayısıyla “Gerileme Dönemi padişahı kimdir?” sorusunun cevabı aslında birden fazla padişahtır. Fakat bence asıl ilginç olan, bu padişahların neden sürekli “gerileme” kavramıyla birlikte anıldığı ve bu kavramın gerçekten dönemin tamamını açıklayıp açıklamadığıdır.
Gerileme Dönemi Hangi Padişahları Kapsıyor?
Klasik tarih öğretimindeki sıralama şöyledir:
- II. Mustafa (1695-1703)
- III. Ahmed (1703-1730)
- I. Mahmud (1730-1754)
- III. Osman (1754-1757)
- III. Mustafa (1757-1774)
- I. Abdülhamid (1774-1789)
- III. Selim (1789-1807)
Anadolu Üniversitesi'nin ilgili tarih ders içeriklerinde de III. Mustafa, I. Abdülhamid ve III. Selim dönemleri Osmanlı yenileşme hareketleri bağlamında birlikte ele alınmaktadır. Anadolu Üniversitesi+1
Burada önemli bir ayrıntı var: III. Selim'in saltanatı 1807'de sona ermesine rağmen, klasik “Gerileme Dönemi” sınırlandırması 1792 Yaş Antlaşması'nda biter. Bu nedenle III. Selim hem Gerileme Dönemi'nin son padişahı olarak anılır hem de 1792 sonrasındaki yenileşme ve reform tarihinin önemli figürlerinden biri olarak değerlendirilir.
Bu durum bile tarih dönemlerinin kesin çizgilerle birbirinden ayrılmasının her zaman mümkün olmadığını gösteriyor.
Peki Gerileme Gerçekten Sadece Osmanlı'nın İç Sorunu Muydu?
Bence konunun en sık gözden kaçan tarafı burası.
Osmanlı Devleti'nin 18. yüzyıldaki gelişmelerini yalnızca “padişahlar başarısızdı, devlet bozuldu” şeklinde açıklamak oldukça eksik kalıyor. Aynı dönem Avrupa'da da büyük ekonomik, askeri ve siyasi dönüşümlerin yaşandığı bir dönemdi.
Karlofça Antlaşması sonrasında Osmanlı'nın Orta Avrupa'daki geri çekilişi belirginleşti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı, 1783'te Kırım'ın Rusya tarafından ilhak edilmesi ve Karadeniz'deki güç dengesinin değişmesi Osmanlı yönetimini yeni koşullara uyum sağlamaya zorladı. Ansiklopedik.com
Yani İstanbul'daki kararları değerlendirirken aynı anda Viyana'yı, St. Petersburg'u, Paris'i, Londra'yı ve Akdeniz ticaretini de düşünmek gerekiyor.
Bu açıdan bakınca “gerileme” yalnızca Osmanlı'nın kendi içinde yaşadığı bir sorun olmaktan çıkıyor; Avrupa'daki askeri rekabet, ticaret yolları, diplomasi, teknolojik değişim ve devletlerin mali kapasitesiyle bağlantılı küresel bir mesele haline geliyor.
III. Ahmed ve Lale Devri: Gerileme mi, Kültürel Değişim mi?
III. Ahmed dönemi denildiğinde çoğu kişinin aklına doğrudan Lale Devri geliyor. Ancak bu dönemi yalnızca eğlence, saray hayatı ve lale merakı üzerinden okumak haksızlık olur.
18. yüzyılın başlarında Osmanlı elitleri Avrupa'daki gelişmeleri daha yakından takip etmeye başladı. Avrupa'ya elçiler gönderilmesi, diplomatik ilişkilerin çeşitlenmesi, matbaanın kullanılması ve Avrupa kültüründen bazı unsurların benimsenmesi bu değişimin parçalarıydı. Osmanlı'nın Avrupa'yı yalnızca askerî bir rakip olarak değil, bazı alanlarda öğrenilecek bir kaynak olarak görmeye başlaması önemliydi. Ansiklopedik.com
Burada kültürler arası bir benzerlik görüyoruz. Büyük devletler rakiplerinden sadece toprak kazanmak için değil, bilgi ve yöntem kazanmak için de etkilenirler.
Japonya'nın 19. yüzyıldaki Meiji döneminde Batı'dan teknoloji ve kurumları öğrenmesi, Osmanlı'nın 18. yüzyıldaki Avrupa'yı izleme çabalarıyla birebir aynı değildir; fakat iki örnekte de dışarıdaki güç değişiminin içeride reform ihtiyacını tetiklediğini görmek mümkündür.
III. Mustafa ve I. Abdülhamid Dönemlerinde Değişen Dünya
III. Mustafa döneminde Osmanlı'nın özellikle Rusya karşısındaki askerî ve diplomatik sorunları belirginleşti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı ve ardından gelen Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı-Rus ilişkilerinde büyük bir kırılma oluşturdu.
Kırım'ın 1783'te Rusya tarafından ilhak edilmesi ise Karadeniz'deki güç dengesini daha da değiştirdi. Bu gelişmelerin ardından Osmanlı yönetiminde askerî reform ihtiyacı çok daha açık hale geldi. Ansiklopedik.com
I. Abdülhamid döneminde de savaşların ve mali baskıların etkisi hissedildi. Dolayısıyla bu dönemin padişahlarını sadece “iyi padişah-kötü padişah” gibi kişisel başarı ölçütleriyle değerlendirmek, imparatorluğun karşı karşıya olduğu yapısal sorunları görmemize engel olabilir.
Bir hükümdarın başarısını yalnızca kazandığı savaşlarla mı ölçmeliyiz? Yoksa ekonomik kriz döneminde kurumsal değişim başlatabilmesini de hesaba katmalı mıyız?
III. Selim: Gerileme Döneminin Son Padişahı mı, Yenileşmenin Öncüsü mü?
Burada konu özellikle ilginç hale geliyor.
III. Selim (1789-1807), klasik sınıflandırmada Gerileme Dönemi'nin son padişahıdır. Fakat aynı zamanda Osmanlı yenileşme tarihinin en önemli hükümdarlarından biridir.
III. Selim döneminde Nizam-ı Cedid adı verilen yeni askerî düzen oluşturulmaya çalışıldı. Avrupa'daki askerî sistemlerden yararlanıldı, yabancı uzmanlardan faydalanıldı ve Avrupa başkentlerinde sürekli Osmanlı elçilikleri kurulmaya başlandı. 1792'den itibaren Osmanlı'nın Avrupa diplomasi sistemine daha sürekli biçimde katılması bu açıdan dikkat çekicidir. Ansiklopedik.com+1
Bu yüzden III. Selim hakkında yalnızca “Gerileme Dönemi padişahı” demek yetersiz kalıyor. Aynı kişi hem klasik dönemden kopuşun içinde hem de modernleşme girişimlerinin başlangıcında bulunuyor.
Bu da tarihteki dönemlendirmelerin bazen gerçeğin tamamını değil, gerçeği anlamak için kullandığımız bir haritayı temsil ettiğini gösteriyor.
Farklı Kültürler Osmanlı'nın Gerilemesini Nasıl Görüyordu?
Osmanlı'nın 18. yüzyılını sadece İstanbul'dan bakarak anlamak mümkün değil.
Osmanlı tarihini biraz kurcalayan herkesin bir noktada karşısına çıkan sorulardan biri şu: “Gerileme Dönemi padişahı kimdir?” İlk bakışta bunun tek kelimelik bir cevabı varmış gibi duruyor. Oysa konuya biraz yakından bakınca işin hiç de öyle olmadığı görülüyor. Çünkü Osmanlı tarihindeki “Gerileme Dönemi”, tek bir padişahın dönemini değil, uzun bir zaman aralığını ifade ediyor.
Türkiye’de özellikle okul tarih anlatısında kullanılan klasik sınıflandırmaya göre Osmanlı Devleti’nin Gerileme Dönemi 1699 Karlofça Antlaşması ile başlayıp 1792 Yaş Antlaşması’na kadar uzanır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın tarih materyalinde bu dönem içerisinde II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman, III. Mustafa, I. Abdülhamid ve III. Selim yer alır. MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri
Dolayısıyla “Gerileme Dönemi padişahı kimdir?” sorusunun cevabı aslında birden fazla padişahtır. Fakat bence asıl ilginç olan, bu padişahların neden sürekli “gerileme” kavramıyla birlikte anıldığı ve bu kavramın gerçekten dönemin tamamını açıklayıp açıklamadığıdır.
Gerileme Dönemi Hangi Padişahları Kapsıyor?
Klasik tarih öğretimindeki sıralama şöyledir:
- II. Mustafa (1695-1703)
- III. Ahmed (1703-1730)
- I. Mahmud (1730-1754)
- III. Osman (1754-1757)
- III. Mustafa (1757-1774)
- I. Abdülhamid (1774-1789)
- III. Selim (1789-1807)
Anadolu Üniversitesi'nin ilgili tarih ders içeriklerinde de III. Mustafa, I. Abdülhamid ve III. Selim dönemleri Osmanlı yenileşme hareketleri bağlamında birlikte ele alınmaktadır. Anadolu Üniversitesi+1
Burada önemli bir ayrıntı var: III. Selim'in saltanatı 1807'de sona ermesine rağmen, klasik “Gerileme Dönemi” sınırlandırması 1792 Yaş Antlaşması'nda biter. Bu nedenle III. Selim hem Gerileme Dönemi'nin son padişahı olarak anılır hem de 1792 sonrasındaki yenileşme ve reform tarihinin önemli figürlerinden biri olarak değerlendirilir.
Bu durum bile tarih dönemlerinin kesin çizgilerle birbirinden ayrılmasının her zaman mümkün olmadığını gösteriyor.
Peki Gerileme Gerçekten Sadece Osmanlı'nın İç Sorunu Muydu?
Bence konunun en sık gözden kaçan tarafı burası.
Osmanlı Devleti'nin 18. yüzyıldaki gelişmelerini yalnızca “padişahlar başarısızdı, devlet bozuldu” şeklinde açıklamak oldukça eksik kalıyor. Aynı dönem Avrupa'da da büyük ekonomik, askeri ve siyasi dönüşümlerin yaşandığı bir dönemdi.
Karlofça Antlaşması sonrasında Osmanlı'nın Orta Avrupa'daki geri çekilişi belirginleşti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı, 1783'te Kırım'ın Rusya tarafından ilhak edilmesi ve Karadeniz'deki güç dengesinin değişmesi Osmanlı yönetimini yeni koşullara uyum sağlamaya zorladı. Ansiklopedik.com
Yani İstanbul'daki kararları değerlendirirken aynı anda Viyana'yı, St. Petersburg'u, Paris'i, Londra'yı ve Akdeniz ticaretini de düşünmek gerekiyor.
Bu açıdan bakınca “gerileme” yalnızca Osmanlı'nın kendi içinde yaşadığı bir sorun olmaktan çıkıyor; Avrupa'daki askeri rekabet, ticaret yolları, diplomasi, teknolojik değişim ve devletlerin mali kapasitesiyle bağlantılı küresel bir mesele haline geliyor.
III. Ahmed ve Lale Devri: Gerileme mi, Kültürel Değişim mi?
III. Ahmed dönemi denildiğinde çoğu kişinin aklına doğrudan Lale Devri geliyor. Ancak bu dönemi yalnızca eğlence, saray hayatı ve lale merakı üzerinden okumak haksızlık olur.
18. yüzyılın başlarında Osmanlı elitleri Avrupa'daki gelişmeleri daha yakından takip etmeye başladı. Avrupa'ya elçiler gönderilmesi, diplomatik ilişkilerin çeşitlenmesi, matbaanın kullanılması ve Avrupa kültüründen bazı unsurların benimsenmesi bu değişimin parçalarıydı. Osmanlı'nın Avrupa'yı yalnızca askerî bir rakip olarak değil, bazı alanlarda öğrenilecek bir kaynak olarak görmeye başlaması önemliydi. Ansiklopedik.com
Burada kültürler arası bir benzerlik görüyoruz. Büyük devletler rakiplerinden sadece toprak kazanmak için değil, bilgi ve yöntem kazanmak için de etkilenirler.
Japonya'nın 19. yüzyıldaki Meiji döneminde Batı'dan teknoloji ve kurumları öğrenmesi, Osmanlı'nın 18. yüzyıldaki Avrupa'yı izleme çabalarıyla birebir aynı değildir; fakat iki örnekte de dışarıdaki güç değişiminin içeride reform ihtiyacını tetiklediğini görmek mümkündür.
III. Mustafa ve I. Abdülhamid Dönemlerinde Değişen Dünya
III. Mustafa döneminde Osmanlı'nın özellikle Rusya karşısındaki askerî ve diplomatik sorunları belirginleşti. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı ve ardından gelen Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı-Rus ilişkilerinde büyük bir kırılma oluşturdu.
Kırım'ın 1783'te Rusya tarafından ilhak edilmesi ise Karadeniz'deki güç dengesini daha da değiştirdi. Bu gelişmelerin ardından Osmanlı yönetiminde askerî reform ihtiyacı çok daha açık hale geldi. Ansiklopedik.com
I. Abdülhamid döneminde de savaşların ve mali baskıların etkisi hissedildi. Dolayısıyla bu dönemin padişahlarını sadece “iyi padişah-kötü padişah” gibi kişisel başarı ölçütleriyle değerlendirmek, imparatorluğun karşı karşıya olduğu yapısal sorunları görmemize engel olabilir.
Bir hükümdarın başarısını yalnızca kazandığı savaşlarla mı ölçmeliyiz? Yoksa ekonomik kriz döneminde kurumsal değişim başlatabilmesini de hesaba katmalı mıyız?
III. Selim: Gerileme Döneminin Son Padişahı mı, Yenileşmenin Öncüsü mü?
Burada konu özellikle ilginç hale geliyor.
III. Selim (1789-1807), klasik sınıflandırmada Gerileme Dönemi'nin son padişahıdır. Fakat aynı zamanda Osmanlı yenileşme tarihinin en önemli hükümdarlarından biridir.
III. Selim döneminde Nizam-ı Cedid adı verilen yeni askerî düzen oluşturulmaya çalışıldı. Avrupa'daki askerî sistemlerden yararlanıldı, yabancı uzmanlardan faydalanıldı ve Avrupa başkentlerinde sürekli Osmanlı elçilikleri kurulmaya başlandı. 1792'den itibaren Osmanlı'nın Avrupa diplomasi sistemine daha sürekli biçimde katılması bu açıdan dikkat çekicidir. Ansiklopedik.com+1
Bu yüzden III. Selim hakkında yalnızca “Gerileme Dönemi padişahı” demek yetersiz kalıyor. Aynı kişi hem klasik dönemden kopuşun içinde hem de modernleşme girişimlerinin başlangıcında bulunuyor.
Bu da tarihteki dönemlendirmelerin bazen gerçeğin tamamını değil, gerçeği anlamak için kullandığımız bir haritayı temsil ettiğini gösteriyor.
Farklı Kültürler Osmanlı'nın Gerilemesini Nasıl Görüyordu?
Osmanlı'nın 18. yüzyılını sadece İstanbul'dan bakarak anlamak mümkün değil.